IFW Bizim Eve Geldi:)
IFW bu yıl Tepebaşı TRT Binasının bahçesine kurulu kocaman bir çadırın içinde yapılıyor. Yani olaylar bize sadece 1 dakikalık bir mesafede vuku buluyor. Hatta, 2 gündür 2-3 defa bu kocaman siyah çadırın önünden geçtik eşimle. (İkimiz de evde çalıştığımız için sürekli buralardayız.) Davetiye gönderen falan da yok ama zaten süslenip püslenip bir de bu sıcakta topuklu ayakkabı giyinip defile izlemeye gitmektense kot şortum, tişörtüm ve düz espadrillerimle etkinliğin tam yanındaki sahaf festivaline gitmeyi tercih ederim. Aaaa o zaman niye bir moda blogu yazıyorsun diyebilirsiniz ama ben bilgisayar başında, biryerlere çıkmak zorunda olmadan, netten araştırarak yazıyorum yazılarımı, ve daha çok da Hollywood ünlülerini, kırmızı halıları ve film festivallerini incelemeyi ve eleştirmeyi seviyorum. Hatta biliyorsunuz ben New York, Paris gibi büyük moda haftalarında bile sadece en önemli defilelerden özet niteliğinde 5′er kıyafet ekleyip geçiyorum ve daha çok front rowları eklemeyi tercih ediyorum. Neyse konuyu çok uzattım ben asıl başka birşeyden bahsedecektim. Etkinlik bizim burda ama size çok uzaksa ya da zaten davetiyeniz ve defilelere katılma imkanızın yoksa Markafoni’nin blogundan takip edin bütün olayları derim. Çünkü hem defile görüntüleri hem de benim daha çok ilgimi çeken sokak ve front row görüntüleri çabucak bu blogda yayınlanıyor. Fotoğraflar da oldukça kaliteli. Bu arada bu bir basın tanıtımı falan değil, içimden geldi ve önerdim, yanlış anlaşılmasın çünkü hiçbir basın tanıtımını yayınlamıyorum bu blogda. En sinir olduğum şey ise basın tanıtımı yayınlar mısınız diye bile sormadan, kişisel mailiniz nedir, yayınlamanız için tanıtım yollayacağız diyen firmalar. Of neyse amma içimi döktüm ben akşam akşam, ben bugünlük kaçıyorum. Yarın görüşürüz.
Fotoğraflar
Ben, blogları ve fotoğraf üzerine olan siteleri gezmeyi çok seviyorum. Gezerken de hoşuma giden fotoğrafları kaydediyorum. Gece gece bilgisayarımı karışrıtırken, tozlu dosyalarda çok önceden sakladığım birkaç fotoğraf buldum. Sizinle de paylaşıyım dedim. Bunları önceden kaydettiğim için hangisinin nerden olduğunu bilemiyorum malesef.





Herşeye yetiş, aman bişey eksik kalmasın!

İnsanların evlilik hazırlıklarına neden aylar önceden başladığını şimdi çok daha iyi anlıyorum. Sözde bizimki sadece nikah ve ailecek bir kutlama yemeği olacaktı. Ama bu tarz bir planda bile ayarlanması gereken o kadar çok detay, seçmek gereken o kadar çok şey varmış ki anlatamam. Ben de belki size de yardımı olur düşüncesiyle bu seçimlerden ikisini paylaşıyım dedim. Sanırım bu yazı gelinlik modelimi eklediğim yazıdan sonra gelen bazı maillerin de cevabı olacaktır.
Biz davetiyenin sıradan ya da çok süslü bir model olmasındansa daha eğlenceli ve sevimli birşey olmasını istiyorduk. Bu yüzden Kadıköy’deki Girgin Davetiye‘de bulduğumuz modeller çok hoşumuza gitti. Çöpten adam çizimleriyle oluşturulan rengarenk davetiyelere siz de bir göz atın. Ayrıca yine aynı yerden nikah şekeri yerine magnetler yaptırmaya karar verdik. Alyanslarımızı ise Kuyumcukent’ten aldık. Alyansın da pırlantalı ya da süslü bir model yerine daha kullanışlı ama çok da klasik olmayan bir model olmasını istiyorduk ve içimize sinen modeli Pırıltı Alyanstan bulduk.
Ben bizim seçtiğimiz modelleri buraya ekledim ama daha çok seçenek var tabi, umarım bu siteler size yardımcı olabilmiştir.
(Madem ünlüler dünyasına dalacak zamanım yok ben de kendi dünyamdan sizin de işinize yarayacak şeyler paylaşıyorum şimdilik ama en kısa zamanda eski postlar kıvamında birşeyler eklemeye çalışacağım. )
Geri mi döndüm acaba???

Herkese merhaba. Taşındığımı ve de bu sebeple yaklaşık 1 ay boyunca blogla ilgilenemeyeceğimi yazmıştım. En sonunda taşınmayı başardık ve artık Taksim’de oturuyoruz. Ama sizinle paylaşmadığım ve zamanımın bir kısmını alan başka birşey daha vardı, o da 27 Haziran’da evlenecek olmam. Bu da blog yazma işini istemeden de olsa bir müddet daha aksatacağım anlamına geliyor. Ama içim içimi yemiyor da değil. Cannes Film Festivali’nden Sex And The City Gala’larına kadar birçok eğlenceli ve moda dolu konuyu kaçırdım çünkü. Ama hayatımda bu kadar çok yenilik ve değişiklik olurken belki blogda da birtakım değişikliller yaparım, hazır şehir merkezinde oturuyorken belki alışveriş ve gezi konularına da ağırlık verebilirim diye avutuyorum kendimi. Bakalım zaman neler gösterecek.
Bu arada ufak bir konuya daha değinmek istiyorum. Ben hiçbir zaman kabarık etekli bir gelinlik giyip prensesler gibi görünen bir gelin olmayı hayal etmedim. Bu yüzden de kendime sade ama birazcık da olsa gelinlik havası taşıyan bu elbiseyi seçtim. Hatta altına da düz ayakkabılar giyeceğim. Yaz sıcağında rahat ve eğlenceli birgün geçirmek tek amacım. Eğer siz de benim gibiyseniz bu sitedeki modeller sizin de işinize yarayabilir bence. En azından bu öneriyi vererek blogun konusuna da ucundan dokunan bir yazı yazmış olayım. En yakın zamanda tekrar birşeyler eklemeye çalışacağım. Görüşmek üzere…
Son birşey daha, beni merak edip mailler atan herkese teşekkür ederim ve bu maillere cavap veremediğim için de çok çok özür dilerim. İnanın ki çok yoğunum.
Çiko ve Karlar

Biz Bahçeşehir’de oturuyoruz yani dağbaşında:) İstanbul da değil de Edirne’de oturuyoruz diye dalga geçiyoruz hep. Buraya kar, İstanbul’dan daha önce ve daha şiddetli yağıp daha geç gidiyor. Bu sebeple daha bugün dışarı çıkıp, karda oynayabildik. Daha önce de köğeğimiz Çiko’dan bahsetmiştim size tatil fotoğraflarımı falan eklediğimde. Karda dışarı çıkmamıza da her zamanki gibi en çok sevinen o oldu ve ortaya eğlenceli fotoğraflar çıktı. Sizinle de paylaşmak istedim bu fotoğrafları, umarım beğenirsiniz.





